Teşekkürler Behruz Çinici… *

Oct 19, 2011
Evren Başbuğ
Text


* Written by Evren Başbuğ in memory of architect Behruz Çinici, this article was published on 19.10.2011 at kolokyum.com.


Girişteki havuzun orada, amfiye doğru çeşme vardır bir tane. “Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi” yazar duvarında. Su içersin derse girmeden önce o çeşmeden. Susamış olman gerekmez. Sadece içersin. Susuzluğunu gidermek için değil, su içmek için! Eğlencelidir oradan içmek çünkü. Debisi azdır çeşmeden akan suyun. İki taraftan birini elinle kapatman gerekir ki kana kana içebilesin. Tek başına zor olur o yüzden. Zaten tek başına gezmezsin pek.

Derse diye gidersin ama derse girmezsin çoğu zaman. Kantinin dış avlusunda, çimlerde, orta avluda geçirirsin zamanını genelde. Sohbet, şamata… Derse girmek gerekir ama bazen de. Stüdyoda bulunmak, birşeyler yapmak, çizmek, yazmak, okumak, birilerini dinlemek gerekir. En azından dinliyormuş gibi yapmak gerekir! Fazlası sıkar ama. Herşey kararında güzel. Yapacak daha eğlenceli işlerin olur çünkü hep!

Kantinden stüdyoya, stüdyodan kubbealtına, han kapısından fotokopi odasına, oradan buraya, şuradan oraya yürürken beton duvarlara elini sürterek geçersin genelde. Sırf dokusu hoşuna gittiği için… Elin beton tozu olur. Üflersin geçmez. Üstüne falan sürersin, geçer. Bazen de güneş vurur o duvarlara yukarıdaki açıklıklardan süzülüp. Sarı Ankara ışığı iyice ortaya çıkarır betonun dokusunu. Plywood falan değil! Bildiğin ahşap deseni! İnce ince boylamasına yan yana çakılmış, bir sürü ahşap! Bazıları şişmiş, bombe yapmış dayanamayıp içindeki betonun yüküne. Olur öyle…

En şanslı ışık hüzmeleri han kapısının yanındaki açıklıktan merdivene doğru vuranlardır. (O sırada sigara dumanı yavaş yavaş salınmaktadır yukarılara sarı ışığın arasından.) İşte bu şanslı hüzmeler 8 dakika süren hızlı bir yolculuktan sonra camı delip merdivenin altındaki sabit dere çakılı döşemeye çarparlar hızla. Oradan sekip dağılırlar her yöne. Delip geçerler betonu, ahşabı… Aslında ışığın hüzmeler halinde takıldığını öğrenirsin bunu görünce. Bazı gereksiz hüzmelerden ayıklanınca, sadeleşince yani, ışık daha iyi görünüyormuş meğer! “Less is more” yani bir nevi. Derse girmiş olsan bunu keşfetmene imkan yok ama!

Oturursun bazen göbektaşının kenarına, travertene. Yakarsın sigaranı. Ya küllük? “Küllük” şurada. Bilirsin bunları; nerede ne olduğunu. En ücra köşesine kadar; içini dışını, altını üstünü… Herşeyini bilirsin mekanın. Bilirsin havuzun yanında boylu boyunca girişe kadar uzanan arkadın üzerine çıkmak için hangi ağacın dallarına basman gerektiğini. Oradan da çatıya tabii ki. Gün batmaya yakın çıkarsın çatıya. Öyle her gün değil. Efkarlandıkça! Yürüdükçe ses çıkar bastığın çakıllardan. Bombeli camlar, gemici merdivenleri, yüksek parapetler, parapetlerin kenarında çakılların altından görünen siyah zift… Bilirsin ki Ankara’da gün en güzel Mimarlık Fakültesi’nin çatısında batar.



Çok sevdim. Daha mimar olmadan önce, hatta henüz mimar olmayı düşünmediğim bir zamanda sevdim bu mekanı.

İyi bir öğrenci olamadım hiç. Okulu pek sevmezdim. Sevemedim. Çabuk bitsin istedim ki işimize bakalım bir an önce! Yukarıda anlattığım şeylerle geçirdim vaktimi çoğunlukla. Ama bazı mekanlarda vaktinizi neyle geçirdiğinizin pek önemi yok. Eğer mekanla iyi anlaşırsanız sizi alıyor ve gerekli düzenlemeleri kendi yapıyor! Ne mutlu bize ki böyle bir mekanda geçirdik 4 yılımızı.

Behruz Çinici dün aramızdan ayrıldı.

Kendisini şahsen tanıyamadım. Ama nedense kuru bir taziye mesajı yazmak istemedim. Belki de Behruz Bey, sandığımdan daha önemliymiş benim için. Şu anda benim gibi hisseden birçok mimar olduğunu da tahmin ediyorum. Tüm ailesine, yakınlarına ve mimarlık camiasına başsağlığı diliyorum. Ama daha da önemlisi, kendisi hayattayken iletme fırsatını bulamadığım teşekkürü gönderiyorum ona. Umarım alır bir şekilde.

Teşekkürler Behruz Çinici



Yazının orjinali: http://kolokyum.com/yazi/3083/tesekkurler_behruz_cinici